Kahveilecezve'ye Hoşgeldiniz

Gözler

18/4/2007 · Kategori: Sevgi Kervani

Sadece bir an sürmüştü…

Son derece sıradan bir günde, hep kalabalık olan caddede her zamanki gibi dikkatsizce, aklımda binbir düşünceyle yürürken, bir ses kulaklarımın değil, ruhumun anlayabileceği bir sözcük fısıldadı.

Kafamı kaldırdım, az önce duyduğumun ne olduğunu delicesine anlamaya çalışırken, etrafımdaki tüm araçlar, binalar, insanlar siyah-beyaz bir resmin kapkara fonu haline gelmişlerdi. Ve hepsinden ayrı bir köşede, kaynağını kestiremediğim kutsal bir ışıkla aydınlanan “O”nu gördüm. Saçları, elleri, dudakları bir insanınkinin mükemmel kopyalarıydı, ama başını hafifçe yana oynattığında, kendini ele verdi. Tanrının hiçbir insana lâyık göremeyeceği güzellikte, hiçbir şeytanın ulaşamayacağı saflıkta, hiçbir meleğin içinde barındıramayacağı şehvetle dolu o gözler, “O”nun asla bir insana denk görülmemesi gerektiğinin kanıtlarıydı.

O anda hissettiğim son şey, parmaklarıımın arasından kayan anahtarlarım olmuştu. Ardından tam anlamıyla bir kaos yaşadım, tüm düşüncelerim dağıldı, bir anda kendimi inanılmaz derecede zayıf, çıplak ve savunmasız hissetmeye başladım. İşte o an, “O”nun gözlerinin, benimkilerle buluştuğu andı. Hiçbirşeye aldırış etmeksizin, gözlerimin içine, hayır, çok daha derine, ruhuma bakıyordu. Dini öğretilerdeki kıyamet gününün, bu olması gerektiğini düşündüm. Daha önce kimseye açılmamış sırlar, asla dillendirilmemiş hisler, en aşağılık günahlar “O”nun önünde usulca kendilerini sergilerlerken, ben elim kolum bağlı, yaramazlık yapmış ve cezasını bekleyen bir çocuk gibi “O”nun karşısında bekliyordum.

Derken bir anda üstümden muazzam bir yük kalktı. Az önce ruhumun asla açılmamak üzere kitlenen kapılarını bir bir açan gözler, bu sefer yalnızca gözlerimin içine bakıyorlardı. Üzerimdeki tüm baskı, utanç ve şaşkınlık hisleri silinmeye başlamış olsa da, sadece o gözlere bakmak, o gözlerin sadece bana bakması içimi titretmeye yetiyordu. Buna rağmen gözlerimi ayıramadım, bunun nedeni belki korku, belki saygı, belki de sadece o tarif edilemez güzelliğe doyasıya bakma ihtiyacıydı.Şimdi anlıyorum ki, aslında o gözlere bakmaya cüret etmemin en büyük nedeni tüm varoluşumu, günahlarımı bütün açıklığıyla görmüş olan tek varlıktan bir açıklama, belki bir kurtuluş ve belki de bir lanetleme bekliyor oluşumdu.

Gözleri, hiçbir açıklama ya da yargı içermiyordu, fakat tam umudumu kesmeye başlarken, ağzının kenarında belli belirsiz bir kıpırdama gördüğümü sandım. Bunu bir insan yapmış olsaydı, adına gülümseme denilebilirdi, ama “O”nun yüzünde, bu çok daha fazlasını ifade ediyordu. O gülümseme, benim için bir idam suçlusuna son anda verilen af, ikinci bir şans gibiydi. Yere düşen anahtarların sesi, duyduğum son şeydi, gözlerim karardı ve kendimi sonsuz bir boşlukta hissettim.

Uyandığımda tanımadığım bir odada, bana ait olmayan bir yataktaydım. Başucumda, arkadaşlarımdan ikisi vardı ve sonradan anlattıklarına göre, yürürken bayılmış ve hastaneye getirilmiştim. Onlara hararetli bir şekilde gördüklerimi anlattığımda, bana inanmadılar ve hala travmayı atlatamadığımı söylediler. Taburcu olduktan sonra onlara hâlâ inatla hatırladıklarımı anlatsam da, bunların kendi hayal gücüm olduğunu iddia ettiler.

Bilmiyorum, belki de arkadaşlarım haklıydırlar, belki tüm olanlar benim hayalgücümün bir ürünüydüler, belki de bazılarının dediği gibi delirmeye başlamıştım. O günden sonra hiçbirşey eskisi gibi olmadı. Hayatıma olağan şekilde devam etmeye ne kadar uğraştıysam da, içimde hep kocaman bir boşluk hissetmeye devam ettim. Mümkün olduğunca düşünmemeye çalışsam da, aslında sadece gözümün önündeki cevabı görmezden gelmeye çalışıyordum. Her insan cehenneminden kurtulmak için bir kez yaşar ve eğer şanslıysanız bir hak daha kazanabilirsiniz. Ben ise, kendimi cehennemime daha da yaklaşmak pahasına da olsa, “O”nunla yaşanan o anı, o elleri, o dudakları ama hepsinden de öte, o gözleri istiyordum. İşte bu affedilemeyecek günah, bana verilen ikinci şansın bedeli oldu. Ve cehennemimden kurtulmak için lâyık görüldüğüm bu şans, benim cehennemime açılan kapı haline geldi…

Beni affet…


Kaynak:

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yine O Anı Yaşıyorum...

5/4/2007 · Kategori: Sevgi Kervani

Hoşgeldin.
Yüreğimin en derin yarası, birgün çekip gitmeyecek olan
sevgisi bir ömür boyu bana yetecek olan...
Senden öncesi gibi bir saçmalığı yok sayıyorum, mühim olan sen ve sonrası.
Artık dilimde heyecanla kekelediğim, sana bir türlü söyleyemediğim sözcüklerim vardı ya,
bak söylüyorum;
Seni çok seviyorum, bu ömrümü seninle yaşamak istiyorum ve daha nicesi.
İlk kez senin için baktırdım kahve falına, saklanmıştın galiba bir köşelere bulamadı falcı seni,
canımı sıktı biraz ama olsun ben biliyorum ki sen hayatımdasın, beni çok seven çok sevdiğim son aşkımsın.
Bu pazar oturduğum parkta ismini karalayacağım bir bank yerine daha farklı birşeyler planlıyorum.
Sen ve ben ayrı diyarların ayrı iki insanı tek kalp yaşıyoruz.
İkimizin kalbimi sana vermeyi senin için ölmeyi planlıyorum.
Sen istersen eğer gökkuşağından renkleri çalıp denizleri boyamak istiyorum aşk rengine.
Ya da bildiğin bir aşk şiirine duygularımı yükler sana gönderirim.
Papatyalar açtı hep olmak istediğimiz kırlarda biz yokuz diye kimse yok, kelebekler uçup bizi ararken; kuşlar garip garip ötüyor
yeşil yeşil elma ağaçlarında.
Şimdi yoksun benden çok uzaktasın ama yine hatırımdasın. Hoşgeldin. Hatırıma hoşgeldin bitanem. Seni çok seviyorum...
                                                                    B:BAHADIR    04:2007

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Son Adımı Atamadım..

2/4/2007 · Kategori: Sevgi Kervani

Yıllardır aynı duygular içerisindeydim. Bendeki aşk o kadar içtendi ki... Hiç bitmeyen bir okyanusun içine dalmış sonu arar gibiydi o duygular. Hep aynı şımarıklık ve muradına ermişlik duyguları sarardı beni onun aşkına sahibim diye, onu sevdim diye.
Bilmem ben ona yaraşabildim mi. Dörtduvar arasında müebbet hapis cezasına çarptırılmış derin bir aşk vardı yüreğim de ya, sökemedim kalbimi, atamadım onun aşkını...
Hep birşeyler beklermiş gibi masum masum gözlerime bakar, ellerimi tutunca dışarı fırlayacak kalbimin sesini dinlerdi sanki. Uzun çölleri aşıp gelen abdallar gibi kurumuş olsa da dudaklarım, söylediğim sözlerle, ona aşkımı çığırdığımda türkülerle, saçma sapan aşık konuşmasıyla bende onun yüreğindeydim-biliyorum hala da seviyor- sanki ömrümüz hiç bitmeyecekmiş gibi bitse de o andan sonra gam yemeycek gibi hatta öyle bir hevesti ki bu aşk , devrin aşkını deviren, susuz çöllerde güller açtıran bir serin yağmur gibi.
Uyuşmadığımız tek bir nokta vardı ben Galatasaray derdindeyken o Fenerbahçe sevincindeydi.
Ah be aslanlar siz de sağolun ama Fenerbahçe'nin onu sevindirmesi benim için daha iyi dediğim ve tuttuğum takım yenilse bile sevdiğimin, hayatıma anlam veren aşkımın mutluluğu bana yetiyordu.
Bir roman gibiydik sade yazılan içinde iki kişilik bir koskoca dünya olan bir roman. Aman varsın iyilikler kazansın, aşk kazansın , hayat kazansın, biz kazanalım diye iyiliğe açmıştık yüreğimizi.
Birgün işte o gün, üstümdeki ak bulutların ikiyüzlülüğünü itiraf ettiği o gün, Azrail'in en keskin kılıcını bilemeye başladığı o gün sevmiyorum dedi ya. Şaka sandım değilmiş.
Ayrıldık, ölmek kadar yıkıcı olmadı sevmiyorsa biter dedim. olmadı demek buraya kadarmış.
Nerden bilecektim ki Azrail'in bilediği kılıç onadır. Bir hafta sonra ölüm haberini aldım. Yetişemedim, gittiğimde çoktan gömmüşlerdi. İşte o arada kız kardeşi gelip sarılınca yakama kan dolmuş gözlerimde yaşlar dolanmaya başladı bana dediği tek şey şu oldu "O seni çok seviyordu".
Kendimi o kadar yıkık , o kadar çaresiz, o kadar boş, o kadar anlamsız gördüm ki ardısıra ölmek istedim. Yapamadım son adımı atamadım. Ölemedim. Kahretsin ölemedim...
                                                                                            B.BAHADIR  04: 2007

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!